Zalimin Hasmı Bizzat Hz. Allah’tır!

Erzurum’un büyük velîsi İbrahim Hakkı (k.s.) hazretlerini çocukken İsmâil Fakîrullah (k.s.) hazretlerine teslim ederler. İyi bir terbiye alması için çocukluğunun mühim bir devresini Fakîrullah hazretlerinin yanında geçiren İbrahim Hakkı hazretleri, bir gün eline aldığı bir testiyle çeşmeye gider, doldururken oraya gelen bir atlı:
-Çekil bakayım önümden be çocuk! diye İbrahim Hakkı hazretlerini azarlayarak atını çeşmeye sürer. O da testisini alıp bir kenara çekilmeye uğraşırken atını mahmuzlayan adam, onu bir köşeye sıkıştırır. Testisini bırakıp kendisini kurtarmak zorunda kalır İbrahim Hakkı hazretleri… Bu esnada at da üzerine basıp testiyi kırar. Ağlayarak hocasının huzuruna gelir ve:

-Çeşmeden su alırken atını koşturarak gelen biri, atını üzerime sürdü. Can havliyle kendimi kurtarmaya çalışırken testimi de tepeletip kırdı! der. Hocası sorar:
Continue reading “Zalimin Hasmı Bizzat Hz. Allah’tır!”

Zayıflama İlacı

İmam Şafiî Muhammed b. İdris Hazretleri anlatıyor:

Eski zamanda pek şişman bir kral varmış. Şişko kral zeki hekimlerden birinden kendisini zayıflatacak ilaçlar talep etmiş. Doktor onu görünce şöyle demiş:

– Allah seni ıslah etsin! Ben ilerisini gören bir doktorum. Sana bakınca anladım ki, senin ancak bir aylık ömrün kalmış! İlacın sana bir faydası olmaz ki!
Continue reading “Zayıflama İlacı”

Zülkarneyn (a.s.) ve Hükümdar

Zülkarneyn (a.s), ölüm endişesi ve nefs engelini aşmaya çalışan bir kavme uğradı. Oradaki insanların elinde dünya serveti namına bir şey yoktu. Rızıklarını sebzeden temin ederlerdi. Sebzelerini korumakta çok ihtimam gösterirlerdi. Ayrıca bu kavimde herkes kendi mezarını kazar, hergün mezarını temizler ve ibadetlerini burada yapardı. Zülkarneyn (a.s.), bunların hükümdarlarını çağırttı.
Hükümdar:

“Ben kimseyi istemiyorum. Beni isteyen de yanıma gelir.” dedi.

Zülkarneyn (a.s.), bu söz üzerine hükümdarın yanına giderek:

“Ben seni davet ettim, niye gelmedin?” dedi.

Hükümdar:
Continue reading “Zülkarneyn (a.s.) ve Hükümdar”

Başka Dua Bilmez misin

Bir şahıs, Harem-i Şerîfin kapısında, Ey doğrulara yardım eden, haramlardan kaçınanları koruyan Allâhım!.. diyerek hep aynı duâyı okuyordu. Ona, Sen başka duâ bilmez misin? dediler. O şöyle açıkladı, bu duâyı tekrar etme sebebini:
Ben Beyt-i Şerîfi tavâf ederken ayağıma takılan bir şeyi eğilip aldım. Bir de baktım ki, içinde bin altın bulunan bir kese. Şeytanımla îmânım mücâdeleye tutuştular. Bin altın çok para, senin bütün ihtiyaçlarını karşılar dedi şeytanım. Îmânım ise, Bu haramdır, boşuna saklama; sahibini bul, teslim et! dedi. Ben böyle mücâdele içinde iken, birinin sesi duyuldu:

Burada, içinde bin altınım bulunan kesem kaybolmuştur. Kim buldu ise getirsin, ona otuz altın müjde vereyim!
Continue reading “Başka Dua Bilmez misin”

Beddua Yerine Dua

Ma’rûf-ı Kerhi Hazretleri bir gün talebelerini toplar Dicle kenarındaki hurmalıklara çekilir sohbet ederler. Bu esnada nehirden bir kayık geçer. İçinde birkaç bıçkın genç. Hem içki içerler, hem şarkı söylerler. Bir ara hepten şirazeden çıkar, naralar atarlar. Talebeler bu edepsizliğe çok bozulur. Hatta içlerinden bazıları:
-Ah şu kayık bir devrilse de günlerini görseler, derler
Continue reading “Beddua Yerine Dua”

Bizans Surlarını Sallayan Anne Duası

Muradiye Külliyesi… Bursa… Gece kadife örtüsüne bürünmüş sabaha uzanırken, etraftan ateşböceklerinin sesleri geliyordu.
Hümâ, bu lâhûtiliğe dalmışken, yüzüne bir anda, ılıman gecenin içini âdeta yırtarak geçen, soğuk bir esinti çarpıverdi. Tam da hayallerini süsleyen bir yıldız görmüşken…
“-Bu güzel havada, bu soğuk rüzgâr, olsa olsa, Bizans surlarından geliyordur.” dedi.
Konstantiniyye, dünyanın göğsünde parıldayan bir elmas gibi, hayallerini süslüyordu Hümâ Hatun’un… Elini, karnındaki yavrusuna doğru, ümitle uzattı. Yalnızca o değil, Osmanlı Devleti’nin tüm hanım sultanları, o surları aşacak bir evlat doğurmayı ümit ederlerdi. Continue reading “Bizans Surlarını Sallayan Anne Duası”

Dua Aynı Dua Ama

Muhyiddîn-i Arabî (kuddise sırruh) hazretlerinden:
Fakirin biri, bir ağaç dibinde gölgelenmekte olan Hz. Ali (r.a.)’ye gelir, ihtiyaçlarını arz eder:

– Çoluk-çocuk sıkıntı içindeyim, ne olur bana biraz yardımda bulunun, der.

Hz. Ali (r.a.) hemen yerden bir avuç kum alır, üzerine okumaya başlar. Sonra da avucunu açar ki, kum tanecikleri altın külçeleri hâline gelmiş…

– Al, der fakire. İhtiyacını karşıla!
Continue reading “Dua Aynı Dua Ama”